




| Diziler » | HABER | |
| Yedikule Hayat Yokuşu » | MENÜ | OYUNCULAR |

45 yaşında. Bebek yaşta annesi ve babası tarafından terk edilen Cemal yetimhanede büyümüştür. Talihin bir türlü yüzüne gülmediği, şanssızlığıyla meşhur bir adamdır. Ancak Cemal hiçbir zaman yılmaz. Çok çalışkan ve beceriklidir. Yetimhaneden çıktıktan sonra türlü işte çalışmış biraz para biriktirmiş, aldığı krediyi de üzerine koyup kendine ait bir kırtasiye dükkanı açmıştır. Kırtasiyenin karşısındaki okul yıkılınca o iş de batar. Cemal tekrar başa döner.
Tüm bu zorluklar içinde en büyük destekçisi karısı Gülizar'dır.
Hayat Yokuşu'na taşındıktan sonra Cemal kahvede ocakçılık yapmaya başlar. Ancak bunun geçimlerine ve kalan borçlarını ödemeye yetmediğini fark ettiğinde ek bir iş olarak gündüzleri bir tekstil atölyesinde de çalışmaya başlar. Atölyede yaptığı iş oldukça ağırdır. Sonunda yorgunluktan yolun ortasında düşüp bayılır.
Kendisini hastaneye götüren zengin, orta yaşlı bir adam olan Hikmet Cemal'i çok sevmiştir. Cemal'in bayılmasının aşırı yorgunluktan olduğunu öğrendiğinde Cemal'e neden bu kadar çalıştığını sorar. Cemal nedenleri anlatır. Gülizar ve çocuklar da hastanedeyken doctor Cemal'e gizli tansiyon hastalığının olduğunu bu kadar çalışmaması gerektiğini anlatır. Bunun üzerine Aile kolları sıvayacak, Gülizar ve Eren de çalışmaya başlayacaklardır.
Hikmet Cemal'I görmeye kahveye geldiğinde para dolu çantasını kahvede unutur. Cemal çantayı bulur. Şimdi bir yanda borçlar, geçim derdi, bir yanda ise Cemal'in vicdanı durmaktadır. Cemal'in vicdanı ağır basar. Çantayı sahibine ulaştırır. Bunun sonucunda Hikmet'ten aldığı iş teklifiyle hayatlarını tekrar rayına oturtabilecektir.

40 yaşında. Mahalle marketinin sahibidir. Kocası onu zengin bir kadın için terk edip gidince Ceylan huysuz, sevgisiz ve maddi anlamda hırsları olan bir kadına dönüşmüştür. Küçük mahalle bakkalını çalışıp didinerek markete çevirmiştir. Ancak bununla da yetinmez. Asıl amacı Hayri Baba'nın evinin bulunduğu arsadaki payı sayesinde zengin olmaktır. Kardeşi Turgut Ceylan'ı, bunun tek yolunun Hayri Baba'dan o evi satın alıp araziye iki büyük blok dikmek olduğuna ikna etmiştir. Arazideki bütün pay sahipleri inşaata rıza gösterse de Hayri Baba rahmetli eşinin yadigarı olan evi yıktırmamakta kararlıdır. Ceylan, kardeşi emlakçı Turgut'la Hayri Baba'yı ikna etmenin yollarını düşünürken bir de Cemal ve ailesi eve taşınınca hepten çıldırır. Aileyi o evden çıkarmak için olmadık işlere kalkışır.
Sonunda Ceylan da hatasını anlayacak, kısacık dünyada gözünü yalnızca maddiyata çevirmenin yanlış olduğunu kavrayacaktır.
Mahalleye taşınan ve kendisini saray kökenli, zengin bir adam olarak gösteren Canfeza Bey'in ilgisinden memnundur. Adamın çok zengin olduğunu düşündüğü için zamanla dikeceği apartman hayalinin yerini yalıda oturma hayali alır. Ancak sonunda yanıldığını anlayacak, av tutmaya çalışırken avlananın kendisi olduğunu acı içinde fark edecektir.

Süreyya; evimize girdikten sonraki adıyla Sultan, 35-40 yaşlarında güzel, çekici, akıllı, disiplinli, çalışkan, ağzı her avukat gibi iyi laf yapan, sakarlıklarıyla ise güldüren bir kadındır.
Süreyya babasını erken yaşta kaybettikten kısa bir süre sonra annesi zengin bir adamla evlenir. Süreyya yurt dışında iyi okullarda, maddi anlamda varlık içinde büyüse de aile sevgisi ve ilgisinden uzak kalmıştır. Henüz farkında olmasa da içinde her zaman bir aile özlemi büyütmüştür. Annesini de babasının ölümü ardından hemen evlenmesi nedeniyle affetmemştir aslında. Bu nedenle aşka da kapılarını kapamış, bütün duygularını içine gömerek kendini işine vermiştir. Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra annesi ve üvey babasıyla ilişkisini kesip avukatlık yapmaya başlamıştır. Süreyya işinde giderek yükselmiş, İstanbul'da çok ünlü ve iyi bir Hukuk Bürosu'nda ofis sahibi olmuştur. Amacı daha da yükselip ünlenmek, sadece kendisine ait bir Hukuk Bürosu kurabilmektir. Ta ki kader onu Cemal ve ailesiyle buluşturana kadar…
Mafyatik ve tehlikeli bir adam olan Cellat Bekir'in oğlunun davasını alan Süreyya bu davayı kaybedince, Cellat ve adamları peşine düşer. Süreyya'nın bir süre saklanabileceği, kimsenin onu bulamayacağı bir yere ihtiyacı vardır. Cemallerin de bir bakıcıya… Cemal bakıcı beklerken Cellat'ın adamlarından kaçmakta olan Süreyya son anda evin aralık kapısını görüp içeriye girer. Ve Sultan olma macerası böylelikle başlar.
O artık Süreyya değil Sultan'dır. O güne kadar kahvaltısı önüne servis edilen Süreyya, artık üç çocuğa bakmakla yükümlü Sultan'dır. Elbette Sultan olmak kolay değildir. Başlarda çok bocalar. Çocuk bakımından anlamadığı gibi ev işlerinden de bihaberdir. Birçok sakarlığı ve patavatsızlığıyle ev halkını hem güldürüp hem de şaşırtmaktadır. Ama iyi bir avukat olduğu için yaptığı hataları savunmanın komik de olsa bir yolunu her zaman bulur. Bir bakıcıya hiç benzemeyen tarzıyla özellikle mahalleli kadınların şüphesini çekse de her zaman gerçek kimliğini saklamanın bir yolunu bulur. Süreyya yani Sultan, Cemal'le ve çocuklarla türlü komik durumlara düşüp bu durumlardan sıyrılmanın da çarelerini hep bir şekilde bulacaktır.
Bir süre sonra ev halkı Sultan'a, Sultan da ev halkına farkında olmadan alışır. Cemal'le aralarında bir aşk yeşermeye başlar. Artık Süreyya'nın saklanmaya ihtiyacı kalmadığı gün gelip çatar. Bu kez de Süreyya evi, Cemal'i, kendi çocukları gibi benimseyip sevdiği çocukları geride bırakıp gidemez.
Süreyya Cemallerin evindeki macerasında Sultan olmaya çalışırken, aslında anne olmayı, hayatında ilk defa bir aileye sahip olmayı ve aşkı öğrenecektir.




17 yaşında. Gülizar ve Cemal'in oğullarıdır. Yaşıtı birçok çocuk gibi teknolojiye, özellikle cep telefonuna çok düşkündür. Yaşı gereği isyankardır. Yaz tatilinde küpe takar, giyimi de asi görünümlüdür. Cemal ve Gülizar Eren'in bazen aşırıya kaçan öfkesini hoşgörüyle karşılasalar da ona doğruları göstermekten vazgeçmezler.
Eren'in hikayemizdeki hayat sınavı kibiriyle olacaktır. Hayat Yokuşu'na gelene kadar orta halli bir hayatın standartlarına alışmış olan Eren, bir anda eski standartlarını kaybedip metruk bir eve ve beğenmediği bir mahalleye taşınınca duruma tepki gösterir.
Ancak yaşadıkları sonucu Eren büyüyüp olgunlaşacak, başlangıçta beğenmediği mahallenin insanlarının da ne kadar samimi ve iyi insanlar olduğunu görerek yeni hayatını sevmeyi öğrenecektir.
Bu yolda en ağır sınavı çalışmaya başladığında verir. Bir yandan ailesine yardımcı olması gerektiğini bilecek kadar sorumluluk sahibi ve iyi bir çocuktur. Fakat diğer yandan eski hayatında okula servisle gidip gelen bir çocukken fırıncı çırağı olarak çalışmaya başlamak gururunu kırmaktadır. Eren zamanla çalışmanın utanılacak değil aksine gurur duyulacak bir şey olduğunu, alın teriyle kazandığı paranın ne kadar değerli olduğunu keşfeder.
Eren'in mahalleye alışmasındaki en önemli faktör Ceylan ‘ın kızı Ayfer'e duyacağı aşk olacaktır.

8 yaşında. Cemal ve Gülizar'ın küçük kızları, ailenin neşe kaynağıdır. Her çocuk gibi masum ve temiz kalplidir. Elif oldukça duyarlı, sezgileri kuvvetli, akıllı ve iyimser bir çocuktur. Evde bir tatsızlık olsa, babasıyla ağabeyi tartışacak olsa hemen araya girip konuyu değiştirerek gerilimi ortadan kaldırmayı bilmektedir. Ağabeyi Eren'e çok düşkündür.
Bütün mahalle çocuklarının korktuğu, büyüklerin ise çekindiği Mesude Hanım'a yaklaşmayı başaran kişi de iyimserliğiyle Elif olur. Yaşadığı travmadan sonra evinden hiç çıkmayan aksi bir kadına dönüşen Mesude Hanım, Elif'in sevimliliği ve tatlı yaklaşımı karşısında çok fazla direnemez. Elif Mesude ona aksi davransa da yılgınlık göstermez. Aksine Mesude'nin evine gitmeye, onunla konuşmaya devam eder. Yavaş yavaş Mesude'nin perdelerini açtığı gibi, etrafında oluşturduğu görünmez duvarı da yıkmayı başarır.

65 yaşında. Mahallenin yakınındaki Yetimhane'nin müdürüdür. Kendi çocuğu olmamıştır. Fakat bütün yetimlerin babasıdır. Bütün çocukları kendi çocuğu gibi sevmiş ve karşılığında da hepsinin sevgisini kazanmıştır. Gülizar ve Cemal'i de çocukları olarak görmüş, büyüyüp Yetimhane'den ayrıldıklarında da sevgisini, desteğini ve ilgisini devam ettirmiştir. Ne zaman başları sıkışsa Hayri Baba yanlarında olmuştur. Nitekim sokakta kaldıklarında da rahmetli eşiyle yaşadığı evi tereddüt etmeden onlara açar.
Hayri Baba mahallelinin de sevdiği, saydığı bir adamdır. Caminin imamı Kadir'i çok dağılmış bir zamanında tekrar toparlamış, içindeki maneviyatı bulmasına yardımcı olmuştur. Keza mahalle kahvesinin sahibi Külhan, kabadayılık ve serserilik yapan bir adamken Hayri Baba'nın telkinleri sayesinde bütün kötü alışkanlıklarını ve kötü arkadaşlarını bırakır.
Hikayemizin finalinde Hayri Baba vefat ettiğinde bütün mahalleli üzülür. Onu rahmet, sevgi ve minnetle anar herkes. Hayri Baba ölürken bile iyilik yapmaya devam etmiş, evini Cemal ve Gülizar'a bırakmıştır.

40 yaşında. Mahalle kahvesinin sahibidir. Kabadayılık ve serserilik geçmişi vardır. Ancak Hayri Baba onu tatlı diliyle yola getirmiştir. Külhan artık eski çevresine ve arkaşalıklarına dönemeye söz verir. Her ne kadar kabadayılığı bıraksa da vücut dili hala racon kesmektedir. Namaz kılarken bile raconu bırakmaz. Tespihi elinden düşmez.
Karısı Tuhafiyeci Selma'yı çok sevmekte, aynı zamanda da çok kıskanmaktadır. Karısının çalışmasının mani olmaz fakat bir türlü rahat da vermez. Selma'nın dükkanına erkek sinek girse Külhan'ın aklı çıkmaktadır.














